Bu iki kavram mevcudu olduğu gibi görebilmek ve tanımlayabilmekle yakından ilgilidir. Elimizdeki sorun ya da durumu olduğu gibi görüp varlığını kabul edebilirsek değişim için gerekli adımları planlayabilir ya da inkar ve sonu gelmez ihtimallere alınan önlemlerden azade olabiliriz. Kısacası genellikle elimizde oldukça fazla mental enerji kalır. Bunun yanında bedensel enerji… Bedenimiz hissettiğim duygulara uyumlu tepkiler üretir. Korktuğumuzda kalbimiz hızlanır ve yanında göz bebeklerimiz büyürken burun deliklerimiz açılır ki kaçacak ya da savaşacak olursak daha çok ışık gözümüze daha çok oksijen ciğerlerimize girebilsin. Kanımız iç organlardan çekilerek büyük kas gruplarımıza yönlenmeye başlar ki koşacak ya da saldıracak olursak beden hazır, gergin ve güçlü halde olsun. tüm bu bedensel tepkiler tek bir duygunun dolaşıma girmesiyle üretilir. Ne büyük organizasyon öyle değil mi?
Peki ya bahsedeceğimiz duygusal dayanıklılık ne? Tehlikeler karşısında korku duygusunu hissetmemek mi? Korku duygusuna dayanabilen ve ilgili belirtileri göstermeyen korkusuz biri olmak mı? Elbette değil. Muhtemelen bunun sonucu ölümcül bir yara almak ya da maddi, manevi kaynakların kaybı gibi istenmedik sonuçları olacaktır. Duygusal dayanıklılığı daha farklı bir perspektiften ele alacağız. Duygunun kaynağını anlayabilme ve o duygunun içinde kalabilme yani tolere edebilme kapasitesi. Bunun sebebi kavramı neden sonuç ilişkisi çerçevesinde anlayabilmenin önemli olduğunu düşünmemdir.
Eğer ev kiranızı ya da kredi kartınızı ödemeyecekseniz ya da istediğiniz şeyi almayı hedeflemiyorsanız en kötü ihtimalle gün içinde canınızın sıkılmamasını ya da sosyalleşmenizi sağlamıyorsa kişi neden iş çıkış saatine kadar dayansın değil mi? Öyleyse bu dayanıklılığı sağlamanının önemini de benzer bir perspektiften ele alalım.
En yoğun duygular bile kalıcı değildir; fakat kaynakları ayırt edilemeyen duygular sonsuzmuş gibi yaşanır.
Duygusal dayanıklılık, bireyin zorlandığı yaşam olayları karşısında duygusal dengesini bütünüyle kaybetmeden etkilenebilme + toparlanabilme becerisidir. Hiç etkilenmemek anlamına gelmez. Yani kişi zorlanır, sarsılır; fakat bu sarsıntı içinde kendine geri dönecek psikolojik kaynaklara erişebilir. İnsanın kendine geri dönebilmesi için ihtiyaç duyduğu ümidin önemli bir kısmını duyguların geçiciliği sağlar. En büyük hüzün, en acı pişmanlık, en yoğun utanç dahi geçecektir. Kimi zaman hiç geçmeyecekmiş ya da zaten sürekli o duygunun içinde sürükleniyormuş gibi gelen duygular ise mevcutla ilişkili olmayabilir, köklerini geçmiş deneyimlerden alıyor olabilir. Geçmişten gelen travmatik izin duygu yoğunluğu şimdiki zamana aitmiş gibi yaşanabilir. İşte bu noktada kişi sanki hiç içinden çıkamayacağı, toparlanamayacağı büyük bir duygu seli kapıya dayanmış gibi hisseder. Bu durumda duygusal toleransı azalır; duygunun büyüklüğünü zihninde canlandırmak bile zorlayıcı hale gelir ve bu durum felaketleştirici düşüncelerle karşılıklı olarak beslenen bir döngü oluşturabilir. Bu kaynak ayırt edilemediğinde o güçlü duygular o kadar can yakıcı görünür ki insan yaşanmaması için elinden geleni yapıp her türlü önlemi almak için gönüllü olur. Duygularını bastırmaya çalışabilir, geciktirme ya da engelleme ümidiyle korku içinde ilişki ve davranışlarını belirleyebilir. Bunlar kaçınma ya da aşırı kontrol etme davranışlarıdır. Ancak duygusal yaşantının kaynağı ayırt edilebilir ve bastırmadan ya da kaçınmadan duygunun yaşanıp geçmesine izin verilirse regüle edilebilir bir yoğunlukta deneyimlenebilir hale gelir.


Duygusal dayanıklılık, duyguyu hızla yatıştırmak değildir. Yıkılmadan duygunun olduğu gibi içinde kalabilmeye tahammül kapasitesiyle ilgilidir. Bu kapasitenin artması, psikolojik sağlamlıkla yakından ilişkilidir ve zaman içinde onu karşılıklı olarak besleyen bir süreç içinde gelişir. Kişinin bireysel ve sosyal yaşantısını zenginleştirmesi, farklı kollardan besleyen kanallara sahip olması yani inşa edilen hayatın taşıyıcı ayaklarının ya büyük ve sağlam ya da küçük küçük ama çeşitli ve fala olması psikolojik sağlamlığa; bu durum da duygunun içinde yıkılmadan, toparlanıp geri dönebilmekle yakından ilişkilidir. Bu bağlamda başta konuştuğumuz “mevcudu” olduğu gibi görüp değerlendirebilmekten artan mental ve bedensel enerjimizi taşıyıcı kolonlarımızı sağlamlaştırmak ve/veya çoğaltmak için harcamak psikolojik sağlamlık ve duygusal dayanıklılığımız için faydalı olacaktır. Mevcudu olduğu gibi görebilmek, enerjiyi savunmaya değil hayata yatırım yapmaya yöneltir.
Sevgiler, Ayça.


Bir yanıt yazın