Kanıt Temelli Yaklaşımlar

yazar:

kategori:

Duygularımız, hayatımızı kendi değerlerimiz ve dünya görüşümüzle uyumlu şekilde yaşamamızda bize rehberlik eder. Onları bastırmak, yok saymak veya zorla değiştirmeye çalışmak ise çoğu zaman işe yaramaz ve neredeyse imkânsızdır. Ama duygumuzu fark etmek, adını koymak ve bu duygunun işaret ettiği kişi, ortam veya davranışlara bakmak mümkündür. Böylece duyguların bize ne anlatmak istediğini anlayabilir ve onlarla daha uyumlu bir şekilde hareket etmek için motivasyon kazanabiliriz. Korkmayı, öfkelenmeyi ya da üzülmeyi engellemeye çalışmak çoğu zaman insanın kendini koruma ve acıdan geçici olarak uzak durma çabasını yansıtır; duyguları değerlendirmek ve anlamak ise onları düzenlemeye yardımcı olur.

Duygular, kendinizle ve değerlerinizle daha derin bir uyuma davet eder.

Duygular, bedenimizde başı boş dolaşan soyut kavramlar değildir; çoğu zaman “duyguların ortaya çıkması” veya “tetiklenmesi” gibi ifadelerle konuşmamız, onların belirli nedenlerle bağlantılı olarak deneyimlendiğini gösterir. Stoacı filozof Epiktetus’un dediği gibi: “İnsanlar bir şeyden değil, ondan edindikleri izlenimden rahatsız olurlar.” Bu söz, duygusal deneyimlerimizin aslında dışsal olaylardan veya diğer kişilerden değil, bu olaylar karşısında geliştirdiğimiz tutumlar ve inançlardan kaynaklandığını çok güzel özetler.

Psikolojik açıdan bakıldığında, bireyin yaşam deneyimleriyle şekillenen düşünceler, duygular ve davranışlar birbirleriyle etkileşimli bir neden-sonuç ilişkisine sahiptir. Yani duygularımız, karşılaştığımız durumları ve olayları kendi inançlarımız ve değerlendirmelerimiz çerçevesinde yorumlama biçimimize bağlı olarak ortaya çıkar ve bu duygular da davranışlarımız üzerinde etkisini gösterir. Korku, değer verdiklerimize zarar geleceği ya da kayıp yaşanacağı ihtimallerini değerlendirerek davranmamızı sağlarken utanç, içsel değerlerimize uygun davranmadığımız konusunda kendimize yönelik bir içsel yargı sisteminin devreye girdiğini gösterir. Öfke, kaynak ve sınırlarımızı koruma motivasyonumuzu perçinlerken hüzün, bir kayıp ya da eksikliği farkederek geleceğe yönelik riskli davranışlardan koruma işlevine sahiptir.

Duygularımızın orada olduklarını kabul etmek, aynı zamanda bu duyguların mevcut durumla ne kadar uyumlu olduğunu değerlendirme fırsatı da sunar. Örneğin: Gerçekten bu olay yüzünden mi öfkelendim, yoksa başka bir şey tetikledi mi? Yaşadığım utanç duygusu, olayla orantılı mı? Bu his, sadece şu anki deneyimimden mi kaynaklanıyor, yoksa derinlerde hâlihazırda var olan bir yarama mı dokunuyor?

Duyguların suçlusu yoktur. Çünkü duygular bilinçli olarak seçilip yaratılmaz; kişi hissettiği duygulardan sorumlu tutulamaz. Ancak bu duyguların rehberliğinde yaptığımız davranışlardan sorumluyuz. Bu noktada, var olan ve hissedilen duyguları yok saymak yerine, bu duyguların hayatımızdaki hangi değerlerimiz veya değişim alanlarımızla ilişkili olduğunu anlamak, onları rehber olarak kullanmamıza yardımcı olur. Hayatı rehbersiz deneyimlemenin zorluğunu çekmek yerine, duygularımızı bir rehber olarak kabul etmek çok daha işlevseldir.


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir